ÇORBAYI NASIL İÇERDİK – A. SÜHEYL ÜNVER
Şuna inanıyorum ki, az söyleyenler ve az yazanlar özlü konuşuyor. Bilmeyenler de uzun uzun neler söyler… Mesela bir yemek bahsi açıldı mı, eskiden bir kâsedeki çorbaya kaşığımızı daldırarak yediğimizi, ağızları temiz olmayanların salyalarıyla karışan çorbaları herkesin içtiğini, hayali nefretlerimizle tekrar ederiz. Hâlbuki emin olun vakıa böyle değil. Mazimize dönemeyiz. Ama onun ince taraflarını bilmeyerek inkârımız da “ben soysuzum” demektir. Yok böyle şey…
Evet, yemekte çorbaya kaşık böyle sokulmalı diye yazılı bir tüzük yoktur. Yok, ama ananesi var. Tarihimizin, medeniyetimizin şifahi tüzükleri yok değil ki… İşte bu ananedir. Bir millet esaslı ve mükemmel ananelerle idare edilir.
Biz eski ananeyi yıktık. Fakat ona layık yenisini koyamadık. Sanki her tarafı medeniymiş gibi gelsin Garptan. İyi olanları değil, kötüleri de makbulümüz, diyoruz.
Hani yemek yemeden önce el yıkama ananemiz? Bunu yemekten sonra da yapmamız ne oldu? Ya pis sokaklarda yürüdüğümüz ayakkabılarla evlerimize girmek. Geri kafalı cevap hazır: Siliyoruz. Efendim nereye ve nasıl?
GARP MEDENIYETİ – ŞARK MEDENIYETİ
Medeniyet, körü körüne Garbı taklit etmek değildir. İşte Japonlar: dünyanın en medeni milletlerinden biri. Onlar şekilde kalmamışlar. Kafalarını medenileştirmişler, ama 500 sene önceki adetlerini muhafaza ediyorlar. Hiç de maziden nefret etmiyor, üstelik geri de kalmıyorlar.
Japonların bir yemek yiyişi var: Sanki bir mabette ibadet ediyorlar, dersiniz. Bugün, Japonya’da yemek faslı bundan farksızdır. Tarihte de bizim medeniyetimizin parlak, tıpkı ibadet gibi şekilleri var, çorbaya sokulacak kaşığa kadar dikkat etmişiz.
Hepimiz biliyoruz ki kaşığın önce sapı vardır. Sonra bu sapın ucu yarı yumurta biçiminde bir oyukla sona erer. Kaşık, eskiden sağlam ağaçtan ve bağadan yapılırdı. Şimdi madeni yapılıyor. Doğrusu bu iş pek ileri gitti. Temizlenmesi ve kaynaması kolay. Hem de ne bozulur, ne paslanır. Artık eskiye dönemeyiz. Yalnız şunu unutmayalım ki, bugün değil, eskiden de çorba, pilav, hoşaf ve sütlaç gibi tatlıların ayrı kaşıkları vardı. Gelecek yemeklere göre değiştirilirdi. Bağadan yapılan kaşıklar daha çok sulu tatlılarda kullanılırdı.
KAŞIK NASIL TUTULUR?
Çorba kaşığı çukurunun sağ ve sol kenarları ile ucu vardır. Günümüzde bu gibi yiyecekleri ve içeceklere önümüze çekilen ayrı tabaklarda yediğimize göre, kaşığın istediğimiz tarafını ağzımıza sokarız. Ama eskiden öyle değildi. Çorba içmenin de bir usulü vardı. Eskiden kaşığın ucundan bir şey içilmezdi. Kaşığın dıştaki sağ kenarı çorbaya daldırılmaz, sadece sathına değdirilir ve hafifçe eğip yarısına kadar batırılarak alınırdı. Bundan sonra içenin tarafındaki sol kenarı ortasına dudak değdirilerek içilirdi. Yani kaşığın dudağa değen tarafı çorbaya sokulmazdı. Anane bunu ayıp sayar, iğrenç buluntu. Şüphesiz bu ihtar edilemezdi ama çirkinliği, hoşa gitmeyen bakışlarla hafifçe ifade edilirdi. Biz, eskiden müşterek yemeklerimizde, hatta evlerimizde bu derece rabıtalı idik.
TARİHLERİMIZİN NOKSAN TARAFI
Bu ufak bahis, behemehâl yazdırılması üzerinde durduğumuz medeniyet tarihimizin bir ufak faslıdır.
Tarihlerimiz yanlış bir teşhisle padişahlarımız devirlerine bağlanarak, yalnız harp ve darp, idare adamlarının iyi ve kötü tarafları yazılmış. Bizler her asırda, ne yer ne içerdik? Ev hayatlarımızı, içtimai düzenimizi, ilim ve medeniyet çalışmalarımızı millet olarak, bunlara meraklı küçük bir zümreyi istisna edin, bilmiyoruz. Bu işittiklerimizi millet olarak toplayalım, ya yayınlayalım yahut yazanlara bildirmeyi bir vatan borcu sayalım.
(Hayat Tarih. Şubat 1968)