Birinci sayımızda başlamış olan bu yazı serisinde, sırasıyla Boğaziçi yalılarının umumi durumu, Kıbrıslı Mehmet Paya, Edib Efendi, Hekimbeyi, Mustafa Fâzıl Paşa, Keçecizade Fuat Paya, Recai Efendi, Yusuf Kamil Paya ve Âli Paya Yalılarından bahsetmiştik. Bugün de, okuyucularımıza, Emirgan’da kendisinden artık ufak bir iz bile kalmamış olan Hıdiv İsmail Paşa Yalısını tanıtıyoruz…
YAZAN: HALÛK ŞEHSUVAROĞLU
İkinci Mahmut 1828 Rus Harbi sırasında, Ramideki karargâhını bir müddet Boğaziçine nakletmişti. Padişah Tarabya Kasrında oturuyor, maiyeti erkânı bazı yalıları, hassa taburları da Kalender ve Büyükdere taraflarını işgal etmiş bulunuyordu.
Padişahın harem takımı da, Emirgan’daki Gümrükçü Osman Paşa Yalısına getirilmişti. Hazinedar usta, Şehzade Abdülmecit Efendi ve sultanlar zaman zaman Gümrükçü Yalısına inerlerdi. II. Mahmut, yalıya gece kalmak üzere gelirdi.
Emirgan’daki büyük ve güzel sahilhane. Gümrükçü Osman Paşadan sonra Serasker Hüsrev Paşaya intikal etmişti. Hüsrev Paşa eski yaşayış tarzını sever, zevkine düşkün ve zengin bir vezirdi. Konağı, yalısı birçok gençler için bir mektep halindeydi. Genç yaşında terbiyesine aldığı köleleri, memlekete faydalı insanlar olarak yetiştirmişti.
Hüsrev Paşa evinde tamamıyla eski Türk âdetlerine riayet ediyordu.
Ayağına sarı atlastan bir şalvar, sırtına Lâhor şalından bir mintan, üzerine mavi canfes kaplı, altın tokalı bir samur kürk giyer, boynuna nazar boncukları asardı.
Paşanın oturduğu odanın aynının padişahın saraylarında bile görülmediğini söyleyenler vardı. Odanın yüzü denize nazırdı. Dalgalar âdeta pencerelerin dibinde oynaşırdı. Arka tarafı ise gül fidanları, portakal ağaçları, nadide çiçeklerle müzeyyen bir bahçeye bakıyordu. Havuzlarda, fıskiyelerin, çağlayanların altında mercan balıkları yüzerdi. Tavan, bahçeye ve yerdeki halılara bir nazire teşkil edecek şekilde işlenmişti.
Dehlizler, sofalar, renk renk deniz hayvanları sedefleriyle o kadar süslü, o kadar musanna idi ki, oda nerede başlı yor, bahçe nerede başlıyor, fıskiye odada mı, dışarıda mı, divan koltuğunda mı oturur, muallâkta mı? Bunları kolayca kestirmek mümkün olamıyordu.
Boğazdan esen hafif rüzgâr, bahçeden lâtif kokular getirir ve içeride cariyelerinin çaldığı ney ve ud sesleri dinleyenleri gaşyederdi.
Koca Hüsrev Paşanın vefatından sonra Emirgan’daki sahilhane, Mustafa Reşit Paşaya intikal etti.
Reşit Paşa yeni ikametgâhında uzun bir ömür sürmedi. Fakat Emirgan yalısı. Reşit Paşanın oturduğu yıllarda, mühim ziyaretlere, görüşmelere sahne oldu.
Reşit Paşa, yalısını büyük bir zevkle tanzim etmişti. Deniz tarafındaki bir odada oturan Reşit Paşanın bir gün ziyaretine gitmiş bulunan Sahip Molla Beyin anlattığına göre, yalı baştanbaşa yeni hasırla döşenmiş. Sadrazamın odası sarıya boyanmış, döşemeler, perdeler, hep sarı renk kumaştanmış. Paşa kanarya sarısı entari ve üstüne sarı Şam hırkası giyiyormuş, pabuçları sarı, parmağındaki yüzük de sarı yakutmuş.
1856 tarihinde Giritli Mustafa Paşa Sadaretinde, Reşit Paşa, yalısının korusundaki köşkünde inzivaya çekilmişti. O sıralarda bazı siyasi hâdiselerle sıkılmış bulunan Abdülmecit, Mabeyinci Osman Beyin teşvikiyle Reşit Paşanın fikrini almaya karar verdi.
Paşanın Mabeyne çağırılması, vükelâ arasında Sadarete getirileceği dedikodusunu uyandıracağı için, Osman Bey, Padişahın evvelce kendisine ihsan ettiği köşke gitmesini ve orada gizlice görüşmelerini ileri sürdü. Sultan Mecit:
— Demek sen beni onun ayağına götüreceksin! deyince, Osman Bey:
— Estağfurullah efendim, orası efendimizin kendi kasrı hümayunlarıdır. Paşa kulunuzu orada kabul buyurmuş olacaksınız, diyerek Padişahı ikna etti.
Osman Bey, Reşit Paşaya haber göndererek, gelinecek günü bildirdi. Paşa, köşkün içini ve etrafını güzel bir şekilde hazırlattı ve ziyaret günü Padişahı yarım saatlik bir mesafeden karşıladı. Abdülmecit, Paşaya:
— Vükelâ bu akşam sefarete gidiyorlar, ben de size geldim, diyerek iltifat etti.
Kasırda, Padişahla eski Sadrazamı uzun uzun görüştüler. Sultan Mecit köşkün ve etrafının temizliğine, intizamına ve Reşit Paşanın zarif muamelelerine meclup oldu. Paşa, Padişahın fikrini işgal eden meseleyi de kolaylıkla halletmiş ve iyi bir yol bulmuştu.
Emirgan Köşkünde, Reşit Paşanın tekrar Sadarete getirilmesi kararlaştırıldı. Abdülmecit pek memnun kaldığı bu ziyareti uzatmak ve akşam yemeğini de orada yiyerek gece denizden dönmeyi arzu etti. Esasen her türlü hazırlık yapılmış olduğundan, mükemmel bir ziyafet çekildi ve Padişah gece beyaz kayıkla İstanbul’a döndü. O gün Tarabya’da Fransız Sefirinin davetlisi bulunan Sadrazam Giritli Mustafa Naili Paşa ve diğer vükelâ. Reşit Paşa Yalısı önünde beyaz bir kayık görüp telâşa düşmüşlerdi. Fakat bazıları bunun, İngiliz Sefirinin yeni yaptırdığı beyaz kayık olduğunu. Paşanın hocasının, kendisini ziyarete gelmiş bulunacağını söylediler. Ama biraz sonra, diğer saray kayıklarını da görünce, işi anlayarak, Fransız Sefaretindeki daveti pek neşesiz geçirdiler.
Reşit Paşanın ölümünden bir müddet sonra, Emirgan’daki yalı mirice istirdat edildi. Yalı, bir müddet Padişah sarayının ferileri arasına girmiş ve burada bir – iki yabancı misafir de ağırlanmıştı.
Daha sonraları Emirgan sahilhanesi. Sultan Mahmud’un, Atiye Sultan’la, Damat Fethi Paşadan torunları olan, Feride ve Seniye Sultanlara tahsis edilmişti.
1864 yılında Sultan Aziz, hanım sultanların ikamet ettiği Emirgan sahilhanesini Mısır Valisi Hıdiv İsmail Paşaya ihsan etti.
Bu suretle Hıdiv İsmail Paşaya intikal eden yalı, büyük bir zenginlik ve debdebe içinde parlak tarihini devam ettirdi. Yeni yalılar, köşkler yaptırarak, Emirgan’ı daha mamur bir hale getirdi. Koru civarında bir de hastane inşa ettirdi. Sultan Azizi davet etmek üzere, koruda inşa edilen köşke Padişah gelmiş ve pek muhteşem şekilde ağırlanmıştı.
İsmail Paşa Hıdivlikten ayrıldıktan sonra, II. Abdülhamid’in müsaadesi üzerine, İstanbul’a gelmiş ve Emirgan’daki yalıya yerleşmişti.
İsmail Paşa Sahilhanesinin, eski Boğaziçi mehtap âlemlerinde mühim bir yeri vardı. Mehtaplı gecelerde. Hıdivin sahilhanesinde, Mısırdan getirilmiş bir saz takımı çalar ve saza Mısırlı kadın ha-nendeler iştirak ederlerdi. O gecelerde yalının önü sandalla dolardı.
İsmail Paşa, yalısında, 1895 senesinde vefat etti. Ondan sonra yalıda bir müddet ailesi erkânı oturmuş ve 1927 yılında bu güzel ve tarihî bina verese tarafından yıktırılmıştır.
GELECEK YAZI: Tarabya’daki İngiliz Sefaretanesi