Bu makale Amerika’daki cinayeti, Sırbistan’da Kral Aleksandr ile Kraliçe güzel Draga’nın ne müthiş bir şekilde öldürüldüklerini, Portekiz Kralı Don Pedro ile Yunan Kralı Birinci Jorj hakkında yapılan suikastların hikâyesini ihtiva ediyor.
Altta Binbaşı Maelin, Kral Obrenovich ile Kraliçe Draga’yı öldürenlerin başı idi. Üstte 1908 yılında Portekiz Kralı Carlos’un öldürülmesi. Arabanın içinde korkunç vaziyette olanlar Kraliçe Amelle ile ikinci oğlu sonradan Kral olan Manoel görülmektedir.
(Mac Kinley) in öldürülmesi:
Amerika Cumhur reisi (Mac Kinley,) i öldüren (Czolzocz) bu hareketi ile yeryüzünü değiştireceğine inanan ve kendisine anarşist süsü veren yarı Alman, yarı Polonyalı bir saçmacı, daha doğrusu bir divane idi. Hazmedemediği nazariyelerle beyni kabına sığamaz olan bu yirmi dokuz yaşındaki serseri, dünyanın hangi tarafında ve ne mahiyette olursa olsun büyük adamları ve devlet başlarını öldürmekle mühim bir iş yapmış olacağım zanneden bozuk ruhlu heriflerdendi.
Bu cinayete büyük bir ehemmiyet verdiği için şeklini de diktkatle hazırlamıştı. Hâdise 1901 yılına tesadüf eder. Reisi cumhur Buffalo şehrinde bir sergide bulunuyordu Org ile yapılan konser bittikten sonra devlet reisi, Amerika’da âdet olduğu veçhile, herkesin elini sıkmağa başlamıştı. Katil de, güya Reisi cumhura saygılarını sunmak için, kalabalığın arasında ona doğru ilerledi. Tabancasını mendilinin altında saklamıştı. Tam onun karşısına gelince, bir elini sıkmak üzere uzatırken öteki eli ile iki defa ateş etti ve zavallı Mac Kinley ikinci kurşunla birdenbire öldü.
Halk, katili Amerika’da âdet olduğu veçhile hemen orada linç usulü ile öldürmek üzere iken polisler güçlükle kurtarmışlardı. Ve herif, muhakemeden sonra elektrik iskemlesine oturtularak öldürüldü.
Kinley’in ölümünde garip bir tesadüften bahsedilir. “Reisi cumhur olmadan önce 85 bin dolara hayatını sigorta ettirmişti. Devlet reisliğine seçildikten sonra sigorta kumpanyası bu sanattaki tehlikeleri ileri sürerek, evvelce verdiği sigorta ücretinin iki mislini ödemesi lâzım geleceğini kendisine bildirmiş ve bu mektup ona ölümünden bir kaç gün önce gelmişti.
Kral Aleksandr ile Kraliçe Draga’nın faciası:
Sırbistan kralı Birinci Aleksandr ile karısı Kraliçe Draga’nın Belgrad’da öldürülmesi, Rus Çarı (Nilcola Romanof) un ailesi ile birlikte mahvedilmesi hâdisesine benzeyen bir faciadır. Çar ile ailesinin nasıl öldürüldüklerini sonra anlatacağız.
Belgrad faciası 1903 senesi Haziranının 10-11 inci gecesinde geçmiştir. Birinci Aleksandr’ın ölümüne sebep Draga oldu. Bu güzel kadın bir mühendisin karısı idi. Mühendis öldükten sonra saraya girdi ve kendisini krala sevdirdi. Kraldan yaşça hayli büyük olduğu halde onu güzelliğiyle ve aşk ile esir etmişti. Önce metresi oldu. Günün birinde gebeliğini ileri sürerek onunla evlenmeği, bu suretle kraliçe ilân olunmayı temin etti. Draga’nın zayıf kafalı olan kralı münasebetsiz işlere sürüklemesi, bir suikast grubunun toplanmasına sebep olmuştu. Bunların başında kraliçenin eski kayını olan bir miralay vardı. Bu miralayın iddiasına göre, Draga birinci kocası olan mühendisi zehirleyerek öldürmüş ve bu suretle serbest kalmayı temin ederek krala çatmıştır. Hatta kralla evlenmek için, gebe olmadığı halde elbisesinin içine bir yastık koymuş ve kralın anasını bu suretle aldatmıştır. Bu oynak kadın, hem kendisinin, hem de kralın ölümüne ve daha birçok kanların dökülmesine sebep oldu.
Facia gecesi kral, sarayın bahçesinde silah seslerini duyunca uyanmıştı. Suikastçılar nöbetçileri ve yaverleri öldürdükten sonra kralın yatak odasına hücum ettiler. Biçare, elbise dolabının içine girmiş ve elbise yığınlarının arasına gizlenmişti. Birdenbire kralı yatağında bulamayınca şaşıran katiller biraz sonra onu saklandığı yerden çıkardılar. Rovelver ve kılıçla işini bitirdikten sonra pencereden avluya attılar, öteki odada haklanmış olan güzel Draga’nın da kanlı cesedi orada bulunuyordu.
O gece Belgrad’ın Harbiye Nezareti de bu suretle basılmış ve daha birçok adamlar öldürülmüştü. Bu facia ile Aleksandr’ın hanedanı ortadan kalktığı ve yerine gelen kral (Pierre) “Petro” başka bir soya mensup olduğu için, facia siyasî bir inkılâp sayılmış ve katiller takipten ve cezadan kurtulmuşlardı.
Portekiz kralı’nın öldürülmesi:
1908 yılının başında Lizbon’da Portekiz kralına karşı yapılan suikast da Kral Aleksandr’ın hâdisesine hayli benzeyen bir faciadır. Kral Don Pedro, Başvekile fazla salâhiyet vererek, meşrutiyetin temin ettiği hürriyetlerin azalmasına sebep olduğu için aleyhine kuvvetli bir Corbonari cemiyeti tevekkül etmişti. Ve bunlar Portekiz’le hükümdarlık rejimini mutlaka ortadan kaldırmaya karar verdiler.
Kral, şatosunda verdiği bir ziyafetten karısı, oğlu ve diğer aile efradı ile birlikte ve yatla Lizbon’a gelmiş ve saraya doğru gitmek üzere arabaya bindiği esnada arkadan gelen bir kurşunla birdenbire yıkılmıştı. Kralın ensesinden giren kurşun onu devirdikten sonra karşısında oturan oğlunu da yaralamıştı. Prens yaralı olmasına rağmen rövelverine davranmış, fakat arabanın arkasından çıkarak çamurluğa sıçrayan katil tam bu esnada silâhının namlusunu alnına dayamıştı. Kraliçe, katilin bu hareketini görmüştü. Ateş etmesine engel olabilmek üzere elindeki çiçek demetini katilin gözlerine kapatmak isterken herif ateş etmiş ve prensi de öldürmüştü. Bu esnada muhafız zabitlerinden biri de katile kılıcını saplamış bulunuyordu. Arabacı atları kuvvetle sürerek, kralın arabasını etraftan yağan kurşunlar arasında bir kışlaya sokmağa muvaffak olmuştu. Fakat kral da, prens de ölmüş bulunuyorlardı.
Yunan Kralı JorJ Selanik’te nasıl öldürüldü?
Yunan Kralı Birinci George, 1913’te Selanik’te Siknas adlı 40 yaşlarında yarı deli birisi taralından öldürüldü.
1913 Martının on sekizinci günü Yunan Kral’ Birinci Jorj Selanik’te bulunuyordu. O gün âdeti üzere, yaveri ile birlikte gezintisini yapmıştı, öğleden sonra üçte saraya dönerken Skinas adlı bir Yunanlı birdenbire yaklaşarak onu kurşunla kalbinden vurdu.
Kral, civardaki askerî hastaneye nakledilirken yolda ölmüş, katil de yakalanarak mahkemeye verilmişti. Katil Aleksan Skinas, kırk yaşlarında kadar, aklı az çok bozuk bir adamdı. Kralı niçin öl dürdüğüne dair olan suallere cevap vermemiş, belki de verilecek cevap bulamamıştı. Muhakemesinin son günlerinden birinde elleri çözülmüş olarak mahkemenin yanındaki odada bulunuyordu. Kendisini muhafaza eden memurların bir gazeteye dalmalarından İstifade ederek birdenbire pencereye koşmuş ve kendini 12 metre yükseklikten aşağıya atıvermişti.
Üçüncü derecede verem hastası olan bu herif, ölüme mahkûm olacaktı. Fakat belki, ağır hasta olduğu için asılmayacaktı. Fakat cezasını kendisi vermiş ve düştüğü taşlar üzerinden ölüsü kaldırılmıştır.
İbrahim Alaeddin Gövsa